Kendi kendine giden ve kesintisiz bir şekilde birbiriyle bağlantılı otomobillerin, trenlerin, otobüslerin olduğu bir dünya hayal edin. Sizce böyle bir dünyada trafik sıkışıklığı diye bir şey olabilir miydi? Üstelik bu sayede araç park alanı olarak ayılmış milyonlarca kullanılamayan bölge yeşil parklara dönüştürülebilir. Küresel Gelecek Konseyi üyesi ve İsveç Sürüş Komisyonu Başkanı Catharina Elmsäter-Svärd, 2030 yılında yaşadığımız dünyanın böyle bir dünya olabileceğini ve daha fazlası olabileceğini söylüyor.

Hareketli bir geleceği neden düşünmeliyiz? 

Dünyanın her yerinde şehirler inanılmaz bir hızla büyüyor. İnsanlar genelde bir şehirde yaşıyormuş gibi görünse de aslında farklı mahallelerde yaşıyor, üretiyor ve tüketiyor. Bir çok kişinin şehirlerde yaşamasının temel nedeni zorunluluk ve bu durumun boyutunu anlayabilmek için otobüs duraklarında ve trafikte geçirilen zamana bakmak yeterli. Ne kadar çok boşa giden zaman varsa o kadar çok “zorunluluk” olduğunu anlayabilirsiniz.

Kentsel hareketliliğe önem vermemiz gerekiyor çünkü salınan gazlar dolayısıyla sağlığımız, kazalar nedeniyle hem sağlığımız hem ekonomimiz ve en önemlisi de trafikte boşa harcanan zamanlar dolayısıyla üretimimiz ciddi oranda zarar görüyor. Bu nedenle kentlerde hareketliliğe verilen önem en az geleceğin eğitim ve sağlık sistemine verilen önem kadar fazla olmalı. Hatta tüm bunların bir bütün olduğunu anlamalıyız.

Bkz: Sürücüsüz otomobiller yaygınlaştıkça otomobil sahipliği azalacak mı?

2030 yılında kentler ne kadar farklı olabilir?

Catharina Elmsäter-Svärd, World Economic Forum’da yazdığı yazısın’da; 2030 yılında bir otomobile sahip olmaktansa paylaşım ekonomisinden faydalanarak ihtiyacımız olduğunda bir otomobil çağıracağız ve biz işimizi tamamladıktan sonra bu otomobil bir başka kişinin ihtiyacını karşılamak için yola koyulmuş olacak. Bu sayede hem trafikteki otomobiller azalacak, hem trafik kazaları azalacak hem de gürültü ve hava kirliliği ciddi oranda azalmış olacak. “Bir hizmet olarak hareketlilik” kavramı, otomasyon, sayısallaştırma ve paylaşım ekonomisinin bir parçasıdır.

Tabi paylaşım ekonomisi, kentsel hareketliliğin 2030 yılına kadar nasıl bir değişime uğrayacağının sadece bir parçası. Otomobiller, trenler, otobüsler, bisikletler ve yürüyen kişiler de dahil her şeyi birbiriyle bağlantılı olabildiği bir gelecek hayal edebiliriz.

İnsanlar ve eşyalar için farklı hareket ve taşıma sistemleri geliştirilecek ve bu sürecin bazı noktalarında mini robotlar işleri tamamlayacak. Trafik, gürültü ve kirlilik azalınca ve daha az ihtiyaç duyulan parklar yaşam alanlarına dönüştürülünce artık kentler daha yaşanabilir hale gelecek.

Hükümetler ne yapmalı?

Düzenlemelerdeki ilerleme hızlandırılmalı. Otonom araçlarda sigortanın nasıl işleyeceğine ve sorumlunun kim olacağına dair sorular ve tartışmalar her geçen gün büyüyor. Hükümetler bu konun altyapı çalışmalarına ve yasal düzenlemelerine hızlıca başlamalı. Belediyeler bazında her yıl yapılan bütçe planlama çalışmaları yatırımları hızlandırabilecek şekilde değişmeli ve yeni yatırımlar için yaratıcı yollar bulmalı.

Tabi genel yapılabilecekler dışında her şehrin yerel problemleri de bulunuyor. En kolay şekilde bu yerel problemleri aşabilmek için yeni yapılan konutlar ve yerleşim yerlerinde geleceğin otonom araçlarına yönelik planlamalar yapılmalı. Toplu taşıma sistemleri ve otonom araçların bir arada yaşayacağı şehirlerin inşaasına şimdiden başlamalı.

Bu durumu bir “taşıma” probleminden çok daha ötede görmemiz gerekiyor. Bu durumu bir çevre, ticaret ve sağlık konusu olarak ele alabilirsek geleceğin şehirlerinden elde edilebilecek fayda maksimum seviyelere çıkabilir. Böylece herkes net bir kazanç sağlamış olur!